menu Menu
Farming Stories
Part I
Question to Robot Previous Welcome Next

2014’ün Mart ayında, İstanbul’dan, Ayvacık, Çanakkale’ye, otobüsle yedi saat süren bir gece yolculuğunun ardından varmıştım. Her taraf ince bir kar tabakasıyla kaplıydı, ve bu tabakanın üzerinde kömürlü havadan kalmış is. Hoş bir görüntü olmasa da, Anadolu’daki çoğu şehir böyleydi. Bakımsız apartmanlar, kışın kömür soluduğunuz bir hava, eğri yollar ve kaldırım taşları. Tek doğru düzgün yemek yiyebileceğiniz bir lokanta ve tepesi galvanizli çatılarla kaplı bir otobüs garı.

Sabahın köründe, otobüs garına vardığımda bir emlakçının beni karşılaması gerekiyordu. Fakat yaklaşık bir saat geç kalmıştı. Klasik Ege insanı diye fazla üzerinde durmamıştım. Gardaki lokantada mercimek çorbası, ardından çay ve bol bol sigara içmiştim.

Bir şehir çocuğu olarak atıldığım bu tarımsal maceradan habersiz, etrafımı gözlemliyordum. İnsan tiplerini, binaları, yolları ve o boşluğu.

Tam o sırada emlakçının yardımcısı Mehmet beni almaya geldi. Sakallı, beyaz tenli, r harfini söyleyemeyen güler yüzlü ve komik yapılı biriydi. Arkadaşları arasında Joker diyorlardı Mehmet’e.

Bir daire tutana kadar kalacağım öğretmen evine yürüdük. Cumhuriyet zamanı öğretmenlerin rahat edebilmesi için kurulan bu yapılar zamanla otele dönüştürülmüş, dönemin politik rüzgarından etkilenerek alkol yasaklanmış. Odalar paylaşımlı hale getirilmişti.

Resepsiyonda odaya başka kimseyi istemediğiniz belirtmeniz gerekmekteydi yoksa ansızın başka bir misafir gelip, odadaki ayrı tek kişilik yatakta belirebilirdi. Fiyat oldukça ucuzdu, fakat üzerine biraz daha para ödeyip kokukuz bir yatak örtüsü ve lekesiz havlu almayı tercih ederdim. Fakat böyle bir seçenek sunmuyorlardı.

Lise yıllarında, voleybol takımıyla Anadolu’yu gezdiğim dönemlerden alışık olduğum için bu tür ufak sorunlara pek aldırış etmezdim, zaten büyük şehirlerin zengin semtleri dışında çoğunluğun bu şekilde yaşadığının farkındaydım.

Bir iki saat uyumayı denesem de, odadaki bir önceki misafirlerin ter kokukusundan uyuyamadım. Zaten Emlakçı Uğur Bey ve Proje Mühendisi Atilla Bey ile toplantım vardı.

Kalkıp duş alıp, kahvaltı edip toplantıya hazırlandım. Emlak ofisi, Ayvacık Belediye binasının bahçesine konumlandırılmış prefabrik bir yapıydı. Tam olarak bu tür ofise nasıl izin aldıklarını anlayamasam da, daha sonra Emlakçı Uğur Bey’in, o dönemki Belediye Başkanı’nın kardeşi olması bir sürü ayrıcalığı açıklıyordu.

Ofise vardığımda sekreteri Evrim Hanım, ve Uğur Bey beni karşıladı. Kısa bir tanışma ardından. Proje Mühendisi Atilla Bey ve yardımcısı Adnan Bey toplantıya katıldı.

Konumuz Ayvacığa yarım saat uzaklıkta Babadere Köyü’nde organik bir çiftlik kurmaktı. Atilla Bey daha önce Çanakkale civarında böyle bir çiftlik kurup işletmiş fakat arsa sahibiyle yaşadıkları problemlerden dolayı oradan ayrılmıştı. Şimdi bizimle çalışması bizim gibi tarımdan hiç anlamayan şehir insaları için büyük bir şanstı.

Çiftlik için yapılması gerekenler, ön bütçe görüşmesi yapıldı. Öncelikle annem bu araziyi satin aldığında yolunun olmadığını nasıl control edilmemiş anlamadım ama, ne mimar, ne emlakçı ne de Atilla Bey anlamamıştım. Bu büyük bir hataydı. Çünkü kadastral bir yol olmadan, ne depo, ne ufak bir bina yapabiliyordunuz arazinize. Buna ragmen, mimar Sinan İzgi sekiz tek katlı villa projesini çizmiş, parselizasyonunu kafasına göre haritada yapmış, fakat yol olmadığı için projenin p’sine başlamak mümkün değildi.

Tam da bu yüzden Emlak Ofisi’nde toplanmış ne yapmamız gerektiğini konuşuyorduk. Fakat toplantıdaki biri ya da birden fazla kişi bana doğru bilgi aktarmıyordu bundan emindim. Zaten böyle bir hata yapmış olmaları tehlike zillerinin çalması için yeterliydi.

Günün sonunda, araziyi genişletmemiz gerektiği ve hisseli bir arsayı hızlıca almamız gerektiği bana aktarıldı. İlk etapta tarla 50 dönümdü, metrekaresini 3.5TL’den satin almıştık. O zamanın parasıyla $80K

Şimdi bir 60 dönüm daha alırsak istediğimiz tip bir çiftlik ve konut projesi gerçekleştirebileceğimiz söylnedi.

Fakat hesaba katılmayan olay oradaki köylülerin kasaba kurnazlığıdır her zaman. Zaten ilk 50 dönüm alındığında çevredeki köylüler

Karakterler:

Atilla Rador şahsına munasır, çok konuşkan, fakat bir o kadar da dikkatli ve utangaç bir mühendisti. Daha önce Esenler Otogarı, Göcek Marina gibi büyük işler yapmış, ara ara “Eee yaşlandık ve çaptan düştük artık” diye bizim işimiz kolay ve küçük gördüğünün dalgasını geçerdi.

Benim açımdan hiçbir iş kolay veya küçük değildi. Herkesin bir görevi vardı ve bunları yerine getiriyorduk.

Atilla Bey’in yardımcısı Adnan Bey, Atilla Bey’in sağ kolu ve her türlü işine yardımcı olan biriydi.

Bazen onların bu ilişkisine anlam veremiyor olsam daha, uzun yıllar beraber çalışmış olmaktan dolayı insanların özel bir bağ kurduklarını anlamak zor değil ve muhtemel.

Uğur Bey ise bu insanlardan çok farklı, yeni boşanmış, banka hesaplarına bloke konmuş, klasik emlakçı tokatçılığı gülümsemesini esirgemeyen  bir tipti. Sakallı kahverengi gözlü 45 yaşlarındaydı.

Evrim Hanım oldukça zarif, o bölgede pek karşılaşamayacığınız türden düzgün konuşmaya sahip esmer otuzlu yaşlarında bir kadındı.


Previous Next

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Cancel Post Comment

keyboard_arrow_up